ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ocak 2013 Cumartesi

Rektör Gökhan Budak da öldü

Aselsan mühendisinin ölmesinin ardından bir ölüm haberi daha geldi. Kaldığı lojmanda bileklerini kesip dördüncü kattan atlayan rektör öldü.

Bayburt Üniversitesi Rektörü 45 yaşındaki Prof. Dr. Gökhan Budak , tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

Atatürk Üniversitesi lojmanlarında kalan ve bileklerini kesip, 4. kattaki evinin balkonundan atlayarak intihar girişiminde bulunduğu belirtilen Budak, Yakutiye Araştırma Hastanesi'nde yapılan müdahaleye rağmen kurtarılamadı.

11 Aralık 2010 Cumartesi

BU FOTOĞRAFA BİR DE BU AÇIDAN BAKIN

BU FOTOĞRAFA BİR DE BU AÇIDAN BAKIN İnsan hakları, insanların var oldukları andan başlayarak sahip oldukları temel özgürlükleri; ırk, din, dil ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin yararlandıkları hakları ifade eder. Haklarını kullanmakta insanlar eşittir. İnsan hakları bir ideale atıfta bulunurken ne yazıktır ki, haklar bağlamında olana değil, olması gerekene işaret etmektedir…


Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmelidirler. Madde 1. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 1948
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (hak ve özgürlükleri tanımlayan 30 maddesi ile) 10 Aralık 1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından insan haklarının korunmasını uluslararası yazılı bir metine dönüştürme ihtiyacı nedeni ile doğmuştur. Türkiye, Birleşmiş Milletlerin kurucu üyelerinden birisi olarak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'ni ilk onaylayan ülkeler arasında yer almış ve insan hakları konusundaki önemli sözleşmelerin büyük bölümüne taraf olarak yükümlülük üstlenmiştir. Ancak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 62inci yıldönümünde Türkiye gençlere yönelik hukuk dili ile ifade edildiğinde orantısız, bir eğitmen gözünden acımasız olduğunu söyleyebileceğim, güç kullanımı ile dünyanın gündeminde yine yakışıksız görüntülerle yer aldı. Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı’nın web sitesinde (www.ihb.gov.tr) insan haklarına, özgürlüklere sahip çıkan devletin insan haklarına bakışı açıklanırken kurulan cümleler oldukça çarpıcı. Deniyor ki…

10 Aralık 2010 Cuma

Can Dündar'ın acı günü...

Türk basının önde gelen isimlerinden, yazar Can Dündar babasını kaybetti

Can Dündar'ın acı günü...Can Dündar'ın babası Ali Rıza Dündar, bugün öğleden sonra vefat etti. Dündar'ın cenazesi yarın Ankara Kocatepe Camii'nde ikindi namazının ardından kılınacak cenaze namazından sonra Gölbaşı Mezarlığı'na defnedilecek.

Can Dündar'ın babası geçtiğimiz günlerde rahatsızlanmış, hastanede tedavi görüdkten sonra eve çıkmıştı.

Dündar babasının rahatsızlığını Milliyet'teki köşesine şöyle taşımıştı:

Ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken...
Bugüne kadar benim için bir masal tekerlemesinden ibaretti bu...

Develerin tellal, pirelerin berber olduğu, evvel zaman içinden kalma...

Değilmiş meğer...

Gün gelir oğullar, babaların beşiğini sallarmış.

* * *

7 Aralık 2010 Salı

Serap'ı anıyoruz...

Serap Eser, bir yıl önce bugün, 7 Aralık 2009'da bölücü teröre kurban gitmişti.Sadece ve sadece Türk olduğu için bölücü terör tarafından katledilen Serap'ı anıyoruz.
Ağla sevgili yurdum...
Henüz 16 yaşında,
PKK'lılar tarafından yakılarak öldürülen, masum çocuğun Serap için ağla...







Serap dün öldü!
Henüz 16 yaşındaydı...
Tam bir ay önce otobüse binmişti. Akşam saatiydi, hava kararmıştı. Eve gidecek, yemeğini yiyecek, dersine çalışacaktı.
Henüz dünyadan haberi yoktu. Otobüse binmenin onun ölümü olacağını da bilmiyordu elbet.
Küçükçekmece'de otobüsü durduruldu.
Molotoflandı ve yakıldı.
Serap gençti... Hatta çocuktu daha...
Ne olduğunu bile anlamadan yanmaya başladı.
Ve bir ay sonra, dün öldü.
...
Onu öldürenler de genç insanlardı, hatta çocuktular.
Dağdan teröristler iniyordu, davul zurna çalınıyordu.
Başbakan teröristlere aftan bahsediyordu.
Asker öldüren bile affedilirken molotof atmanın ne cezası olabilirdi ki bu ülkede?
Hem onlara "gariban Kürt çocukları" deniliyordu.
Onlar istediği kadar karakol taşlar, polise saldırırdı ve hep de masum olurlardı.
Çünkü devir, teröristlere "barış elçisi" muamelesi yapıldığı bir devirdi.
Devir, Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı devriydi.
Devir, komutanların hapse tıkıldığı bir devirdi.
Devir, Apo'ya tenis salonu tahsis edildiği bir devirdi.
Onlar da devre uydu ve otobüsü molotofladı.
Ve Serap'ı oracıkta yaktılar.
Çünkü bu ülkede idam insanlık suçuydu. İdam isteyene cani denilirdi.
Ama isteyen istediği gibi -yakarak bile- insan öldürebilirdi. İdam suçtu ama insan yakmak barış eylemiydi.
Bu ülkede adam öldürene "barış elçisi" denilirdi.
N'apsındı o çocuklar da bunu biliyordu.
O nedenle, rahatça, korkmadan, korunacaklarını bilerek, onları kurtaracak hukukçu ordusu, aydın korosu olacağını bilerek, rahatça yaktılar Serap'ı...
....
Serap yandı...
Hastanede bir ay yattı, tıp çaresiz kaldı.
Tıp ancak hastaları diriltebilirdi zaten. Ya vicdanları?
Bir ay boyunca Serap'ın yanan derisini yüreklerinde his­setmeyen sözde barışçı aydınların vicdanını ne di­ril­tebilirdi?
Bir ay boyunca teröristler için yazılar döşenen o barış sever aydınların aklına bile gelmedi Serap...
Ne Sezen Aksu bir şeyler mırıldandı onun için ne de diğer hümanist sanatçılar.
Ve dün ölmeseydi haber de yapmayacaktı gazeteler...
Çünkü Serap bir Türk'tü... O teröre bulaşmamıştı...
O suç işlememişti... O masumdu...
....
Halbuki bu ülkede sadece teröristler, suçlular, katiller içindi hümanizm.
İnsanlık, Serap gibilere, masum sivillere kapalıydı bu ülkede.
İnsanlık, Küçükçekmece otobüsünde henüz son durağa gelmeden çoktan ölmüştü bu ülkede.
Serap'ın ağlayanı da olmayacak.
Serap'ın annesi ağlayacak ama onun ağlamasını kimse dinlemeyecek. Çünkü bu ülkede bu ülkeye hayırlı insan yetiştiren anneler için ağlamak normaldi.
Çünkü onlar terörist değil vatan evladı yetiştirmişti.
Çünkü onlar katil yetiştirmemişti.
Ve Serap'ın katilinin peşine düşmeyecek bu ülkede hukuk... Dalga dalga operasyonlar yapılmayacak...
Çünkü Serap'ın katilleri PKK'lı.
Çünkü bu ülkede hukuk da tıpkı vicdanlar gibi...
Teröriste davul zurna karşılama, askere operasyon...
...
Analar ağlamasın mı şimdi...
Ölen gencecik masum yavrusuna ağlamasın mı analar?..
Sussun mu vicdanlar?..
Düzene mi uysun yürekler?..
Ağla sevgili yurdum ağla...
Ölen insanlığa ağla...

6 Aralık 2010 Pazartesi

Polis öğrencinin karnındaki bebeği tekmelerle öldürdü!


Cumartesi günü Başbakan Erdoğan'ın rektörlerle yaptığı toplantıyı protesto etmek amacıyla yapılan öğrenci eylemlerine vahşice saldıran polisin, 19 yaşındaki bir kadın öğrenciyi tekmeleyerek karnındaki bebeği kaybetmesine neden olduğu ortaya çıktı.
4 Aralık Cumartesi günü Başbakan Erdoğan'ın rektörlerle yaptığı toplantıyı protesto etmek amacıyla yapılan eylemler sırasında, çevik kuvvet ekiplerinin tekmelerle hamile bir kadın öğrencinin karnındaki bebeği öldürdüğü ortaya çıktı.
Bayan öğrenci dehşet verici olayı ''Polislere ‘vurmayın hamileyim’ dememe rağmen karnıma tekme ve coplarla vurdular'' sözleri ile anlattı.
Fırat Haber Ajansı'nın haberine göre, Kabataş'ta Genç-Sen, EHP, SDP ve TÖP üyeleri tarafından yapılan eyleme yapılan vahşi polis saldırısı sırasında, çevik kuvvet polisi, hamile bir kadın öğrencinin karnına, kadın öğrencinin hamile olduğunu söylemesine rağmen, tekmelerle saldırdı.
Ağır yaralanan öğrenci Taksim İlkyardım Hastanesi'ne kaldırıldı ancak karnındaki bebek kurtarılamadı.
Kadın öğrenci saldırıyı Fırat Haber Ajansı'na anlattı:
"O gün Dolmabahçe’ye yürümek üzere Kabataş’ta toplandık. Daha yürüyüşe geçmemiştik ki, çevik kuvvet kitleyi zorla kaldırıma iteklemeye başladı. Ancak, izinli bir yürüyüş olduğundan ve bizden önce başbakan ve rektörler arasında yapılan ilk toplantıyı protesto edenlere müdahale edilmediği için böyle bir saldırı olacağını hiç aklımızdan geçmedi.

5 Aralık 2010 Pazar

"Ülkemi değil yönetenleri lanetliyorum..."


Kemal Türkler cinayetinin tanığı ve Türkler’in kızı Nilgün Türkler, devletin davayı zaman aşımına uğratmak için elinden geleni yaptığını belirterek, “Devlet katili Kemal Türkler cinayeti davasından kurtarmanın yolunu seçmiştir” dedi.
1 Aralık’ta görülen duruşmada Yargıtay yolu açık bırakılarak zaman aşımı gerekçesi ile düşen Kemal Türkler cinayet davası sonrasında yaptığı açıklamalarla davanın nasıl bu noktaya getirildiğini gözler önüne seren Nilgün Türkler Soydan, bu işin peşini bırakmamaya kararlı olduklarını belirtti.
Devletin katil olduğu tescillenen Ünal Osmanağaoğlu’nu koruduğunu açıkça ilan ettiğini söyleyen Nilgün Türkler Soydan, “Eskiden ‘AİHM’e gitmek zorunda kaldığımda üzülürüm’ derdim hep. Ama 1 Aralık’tan itibaren üzülmüyorum. Eğer devlet benim babamın katilini cezalandırmıyorsa, benim teşhisime ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kararına rağmen. Katil olduğu tescillendiği halde, bunu sağlamıyorsa devlet, o zaman devleti AİHM cezalandırdığında ben hiç üzülmeyeceğim” dedi.