dayak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dayak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 2010 Pazar

AKP’den mi örnek alıyorlar?


İngiliz polisi, öğrencilerin Prens Charles’ın arabasına yaptıkları boyalı ve yumurtalı saldırının ardından bu tür protestolara karşı yeni düzenlemeler yapmayı planlıyor.
İngiltere’de önceki gün düzenlenen protestoların yakınından arabasıyla geçen Prens Charles’ın protestolardan nasibini alması, İngiliz polisini harekete geçirdi.
Polisin, üst düzey makamlara yönelik protestolarda daha yüksek yetkiyle hareket edebilmek için hükümetten ek yetkiler talep etmeyi planladığı bildirildi.
Hatırlanacağı üzere senatonun geçen Perşembe üniversite harçlarını yaklaşık 3 katına çıkaran düzenlemeyi kabul etmesinin ardından, başkent Londra başta olmak üzere pekçok kentte kitlesel öğrenci eylemleri düzenlenmişti.
Londra’da eşiyle birlikte tiyatroya giden Prens Charles, protestocu öğrencilerin çok yakınından geçmeye çalışınca, öğrenciler prensin aracına yumurta ve boya fırlatmışlardı.

11 Aralık 2010 Cumartesi

BU FOTOĞRAFA BİR DE BU AÇIDAN BAKIN

BU FOTOĞRAFA BİR DE BU AÇIDAN BAKIN İnsan hakları, insanların var oldukları andan başlayarak sahip oldukları temel özgürlükleri; ırk, din, dil ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin yararlandıkları hakları ifade eder. Haklarını kullanmakta insanlar eşittir. İnsan hakları bir ideale atıfta bulunurken ne yazıktır ki, haklar bağlamında olana değil, olması gerekene işaret etmektedir…


Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmelidirler. Madde 1. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 1948
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (hak ve özgürlükleri tanımlayan 30 maddesi ile) 10 Aralık 1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından insan haklarının korunmasını uluslararası yazılı bir metine dönüştürme ihtiyacı nedeni ile doğmuştur. Türkiye, Birleşmiş Milletlerin kurucu üyelerinden birisi olarak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'ni ilk onaylayan ülkeler arasında yer almış ve insan hakları konusundaki önemli sözleşmelerin büyük bölümüne taraf olarak yükümlülük üstlenmiştir. Ancak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 62inci yıldönümünde Türkiye gençlere yönelik hukuk dili ile ifade edildiğinde orantısız, bir eğitmen gözünden acımasız olduğunu söyleyebileceğim, güç kullanımı ile dünyanın gündeminde yine yakışıksız görüntülerle yer aldı. Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı’nın web sitesinde (www.ihb.gov.tr) insan haklarına, özgürlüklere sahip çıkan devletin insan haklarına bakışı açıklanırken kurulan cümleler oldukça çarpıcı. Deniyor ki…

10 Aralık 2010 Cuma

Faşizmin ayak sesleri filan değil, ta kendisi!


12 Eylül referandumunun siyasal iktidarın isteği doğrultusunda yani “evet”le sonuçlanmasının getireceği bir çok olumsuzluk sosyalist kesimlerce öngörülmüştü. Sermayenin karına kar katacak, emekçi halkın ise zaten ufalmış olan ekmeğini daha da küçültecek yasalar birbiri ardına Meclise sunulmaya başladı bile. CHP, sosyal demokrat özelliği nedeniyle, sermaye sınıflarını ürkütmemeye çalışmakta ve onların çıkarlarına dokunmaksızın emekçilere hoş görünmeye çabalamakta, bu nedenle muhalefeti çok yetersiz kalmaktadır. Bunun anlamı, AKP iktidarının ciddi bir engelle karşılaşmaksızın istediği gibi at koşturmasıdır.
İktidarın bu hızlı ve engelsiz koşusuna karşı koymaya çalışan emekçiler, öğrenciler, öğretmenler, sendikalar, yine iktidarın polis güçlerince insafsızca ve en ağır biçimde cezalandırılmaktadır. Bu durumun en son örneği, İstanbul’da bir kaç gün önce yaşanan olaylardır. Bazı polis memurlarının gençlere uyguladığı vahşetin TV programlarında tartışılması sırasında, konu cinsiyet, gençlik, devlet gücünün abartılı kullanımı açılarından ele alınmaktadır. Ne var ki, Anayasa’nın 34. maddesindeki haklarını kullanmak isteyen yani önceden haber vermeksizin “silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri” yapmak isteyen gençlerin “ideolojik” nedenlerle bu gösteriyi yaptıklarına ilişkin hükümetin en yetkili ağızlarından yapılan açıklamalar küçümsenmekte ya da gözardı edilmektedir. Aslında, bu açıklama ve bu açıklamadaki “ideoloji” sözcüğü, gençlerin yediği o korkunç dayak ve biber gazından kat kat tehlikelidir.

9 Aralık 2010 Perşembe

"Öğrencilerin arkasında Ergenekon var"


Ankara Siyasal Bilimler Fakültesi'nde, öğrencilerin yoğun protestosu ile karşılaşan TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve AKP İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu, "öğrencilerin arkasında Ergenekon var" dedi. Öğrencilere ve akademisyenlere de ağır ithamlarda bulundu.
TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve AKP İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu, dünkü protestonun ardından Kanal A'da "Görüş Farkı" programına katıldı. Burhan Kuzu, "öğrencileri sokağa dökerek askerleri harekete geçirmeye çalışıyorlar" dedi.
Burhan Kuzu, AKP'nin ve cemaat medyasının klasik argümanları ile suçlamalarını sürdürerek "Ergenekon içerde sıkışmış vaziyette, güvendiği asker ise kendi alanına çekildi,normalleşiyor. Mücadele yükü verilen yargı da son Anayasa paketi ile kendi alanına çekildi. Şu anda ellerindeki tek koz öğrenciyi sokağa dökmek.Bu işler böyle başlar. 80 öncesini gördük" dedi.

8 Aralık 2010 Çarşamba

İşte polisin ve Zaman'ın yalanları


2 günlük sessizliğin ardından Zaman gazetesi, hükümet ve Emniyet Müdürlüğü adına yalanlarla dolu bir haber hazırladı.
Zaman gazetesi, 4 Aralık Cumartesi günü Kabataş'ta gerçekleşen polis saldırısı sırasında hamile bir kadın öğrencinin aldığı darbeler sonucu bebeğini kaybetmesi ile ilgili olarak sessizliğini bozdu. Gazete, Emniyet'ten alındığı belli olan bilgiler ışığında yalanlar ve tutarsızlıklarla dolu bir haber yayınladı.
"İşte 'çocuğunu düşüren' o eylemci" başlıklı haber, hem hamile öğrencinin durumu hem de yapılan eylem konusunda açık çarpıtmalarla dolu.
Haberde kullanılan video ile haber metni arasında bile bir tutarlılık bulunmuyor.
Ayrıca, avukatları, bebeğini kaybeden öğrencinin şu an ağır bir travma geçirdiğini belirterek isminin ve görüntülerinin deşifre edilmemesini istedikleri halde Zaman'ın "İşte 'çocuğunu düşüren' o eylemci" başlıklı haber yayınlamış olması, basın etiğini de hiçe saydığını gösteriyor. İşte Zaman'ın haberindeki yalan ve çarpıtmalar:

7 Aralık 2010 Salı

İzinsiz gösteri diye bir şey yok !

Polisin  hafta  sonunda  öğrencilere  yaptığı  müdahaleyle  ilgili,  akademi  hocalarından

Prof. Vahit Bıçak  ‘bunları  öğretmiyoruz ‘ ve ‘izinsiz  gösteri  diye  bir  şey  yoktur’

derken,  CHP’li  İnce  polisin , Hizb-ut Tahrir  ve  Hizbullah  ile  öğrencilere  yaklaşımı

arasındaki  farklılıkları  dile  getirdi.

 

İSTANBUL – İstanbul’daki müdahale, polisin görev sınırlarını aşıp aşmadığı tartışmasını bir kez daha gündeme getirdi.
Başbakan Erdoğan’la rektörlerin buşluşmasını proteso eden öğrencilere yapılan bu müdahale NTV yayınında konuşuldu.
Yayına, Polis Akademisi’nde insan hakları dersi veren Prof. Vahit Bıçak ile CHP Milletvekili Muharrem İnce katılırken, Prof. Bıçak kamuoyunda sık sık duyulan ‘izinsiz gösteri’ kavramının kanunlarda yeri olmadığını ve polise öğretilenle uygulama arasında farklılıkar bulunduğunu belirtirken, İstanbul Emniyet Müdürü’nün görevden alınmasını isteyen CHP’i İnce de Hizbul Tahrir ve Hizbullah’ın düzenlediği gösterilerde takınılan tavırla, öğrencilere yapılan müdahale arasındaki farklılıklara dikkat çekti.

Hamile kadın öğrencinin karnına neden tekme attılar?








Polislerin hamile kadın öğrencinin karnına tekme atması sadece 'polis şiddeti' mi? "Vurmayın, hamileyim" dendiğinde daha büyük bir nefretle tekmeler savrulmasının altında yatan neden ne? Bunlar sorgulanmadan bu olayın geçiştirilmesine izin verecek miyiz?
4 Aralık Cumartesi günü Başbakan Erdoğan'ın Dolmabahçe'de rektörlerle yaptığı toplantı sırasında yaşanan polis şiddeti tartışılmaya devam ediyor. Ancak, hamile kadın öğrencinin, polisler tarafından karnına atılan tekmeler sonucu bebeğini kaybetmesi 'polis şiddeti' tanımlamasının sınırlarını oldukça aşıyor.
"Durun, vurmayın, hamileyim" diye feryat eden kadına daha da büyük bir nefretle hem de karnına tekme atılması, 'polis şiddeti' tanımlamasının sınırlarını aşan bir içerikle tartışılmayı hakediyor. Çünkü o nefret dolu tekmeler, çok açık ki, bir zihniyeti temsil ediyor. Bu cinayet, toplumsal temeli ile birlikte tartışılmayı ve hesaplaşılmayı hakediyor.
Gerici çevreler ve hükümet, şimdilik, böyle bir olay hiç olmamış gibi davranıyor. Açıklama yapılmıyor, yandaş gazete ve televizyonlarda olaya yer verilmiyor. Ancak, sessizliğin nedeninin tekmelerin ardındaki zihniyeti temsil etmekten kaynaklandığını iddia edemez miyiz? Çok mu ağır olur böyle bir suçlama?
Öğrenci olması, hükümeti protesto etmesi, kadın olması; bir hamile kadın öğrenci olarak hükümeti protesto eyleminde yer alması belli ki polislerin tekmelerini şiddetlendirmiş. Peki nasıl?

"Gençlik geçici bir hastalıktır"


Cumartesi günkü öğrenci eylemleri sırasında, hamile kadın öğrencinin polis tekmeleri sonucunda karnındaki bebeği kaybettiği ortaya çıktı. Yandaşlar için bu olay haber değeri taşımazken, Naziler'in muhaliflerine bakışını hatırlatan yazılar köşeleri doldurdu.
Hamile kadın öğrencinin polis tekmeleri sonucu karnındaki bebeği kaybetmesi yandaş gazeteler için haber değeri taşımadı. Ancak bugün yayınlanan köşe yazılarında yandaş yazarlar polis şiddetini meşrulaştırmak için adeta birbirleriyle yarıştılar. Bir çocuğun doğmadan öldürülmesi bile, onları, hükümeti ve polisi savunmak adına şiddete maruz kalanları şuçlamaktan alıkoyamadı.
Akif Beki: Polise aslan baskıncıya kuzu
Kalemine sarılarak anne karnında doğmamış bir çocuğun öldürülmesini savunan yazarlardan biri Radikal yazarı Akif Beki oldu.
Akif Beki bugünkü köşe yazısında gazetesinin dün attığı "Öğrenciye aslan, holigana kuzu" başlıklı manşetini eleştirdi. Kullandığı kelimelerden Başbakan'ın, AKP'nin ve Emniyet'in bu kadar eleştirilmesine öfkelendiği belli olan Beki, polis şiddetini meşrulaştırmak için öğrencilerin Dolmabahçe'deki toplantıyı basacaklarını iddia etti.

YÖK Başkanı: Öğrenciler rahatsız etmese, normal davransa...


YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, “Gücün biraz orantısız olduğunu düşünüyorum. Gerçi normal bir durum olsaydı, öğrenciler kimseyi rahatsız etmeyip, sadece protesto edip, polise saldırmasalardı belki bu kadar sert müdahale olmayacaktı” dedi.
NTV’ye konuşan YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, haftasonu yapılan protestolarda yaşanan polis şiddetiyle ilgili “Gücün biraz orantısız olduğunu düşünüyorum. Gerçi normal bir durum olsaydı, öğrenciler kimseyi rahatsız etmeyip, sadece protesto edip, polise saldırmasalardı belki bu kadar sert müdahale olmayacaktı. Ne öğrencilerimiz ne kadar ileri gideceklerini biliyorlar ne de polisimiz ne kadar şiddet uygulayacağını biliyor” dedi.
Özcan, kendisinin öğrencilik yıllarında bu şekil protestolar yaptıklarını ve polisle çatıştıklarını kaydetti. YÖK Başkanı kendisini en çok üzenin öğrencilerin hala 30 yıl önceki metodlarla protesto ve gösteri yapması olduğunu söyledi.
Öğrenciler haftasonu hiçbir şekilde şiddet kullanmamış, ancak polislerin saldırısına uğramış olmalarına rağmen Özcan, “medeni ve çağdaş yöntemler varken sokaklarda polisle çatışıp, insanlara zarar vermenin hoş olmadığını” söyledi.

Özcan kendilerinin öğrencilerin şikayetlerini söylemeleri için Londra’daki Hyde Park benzeri yerler yaptıklarını ancak buraların öğrenciler tarafından hoş karşılanmadığını ve öğrencilerin okulun merkezinde, medyanın da önünde gösterilerini yapmak istediğini anlattı.

Polis dayağı Gırgır'ı coşturdu!

Başbakan'ı protesto eden öğrencilerin polis şiddetine maruz kalmasını haftalık mizah dergisi Gırgır kapağına taşıdı.

İşte o kapak...

Nihat GENÇ : " SİNDİREMEZLER BİZİ O GENÇLERDEN AKAN KANLAR ALNIMIZDA "

Yetsin artık, ne zaman aydınlar, sağcı – solcu / ocu - bucu olmaktan çıkıp bu mezalime, sağcılığın dinmeyen bu kıyıcılığına karşı çıkacak... Her gün mezalim. Doğduğum günden beri dayak yiyoruz, doğduğum günden beri işkenceden geçiriliyoruz. Cesetler deryaları doldurdu, hala birileri ocu - bucu… Dün sağcılar işkenceden geçiriyordu, bugün vahşi İslamcılar... Vahşi İslamcılar sadece ülkemizde değil, tüm dünyada asırların tertemiz Müslümanlığına savaş açıp en vazgeçilmez Müslüman merhametini paramparça ediyor... Müslümanlık tüm güzellikleriyle yaka paça edilip yerini vahşi İslamcılara bırakıyor. Ergenekon’un engizisyondan ne farkı var, Türkan Saylanlar’ın, Kuddusiler’in, bin türlü avukatın, askerin, yazarın başına gelenler bize ne öğretiyor. Hukuk, sanat, insanlık ilga edildi, mehdilik sultanlık padişahlık hüküm sürüyor. Düşmanın düşmana yapmadığı, yapamayacağı vahşeti, tekmelerle bir genç kızın çocuğunu düşürtmek, işte “Allahsız kitapsız dinsiz” diye beddua edilerek küfredilen insanlar dahi yapmaz bunu... İnsanlığın şahidi dahi kalmadı aramızda…

6 Aralık 2010 Pazartesi

Polis öğrencinin karnındaki bebeği tekmelerle öldürdü!


Cumartesi günü Başbakan Erdoğan'ın rektörlerle yaptığı toplantıyı protesto etmek amacıyla yapılan öğrenci eylemlerine vahşice saldıran polisin, 19 yaşındaki bir kadın öğrenciyi tekmeleyerek karnındaki bebeği kaybetmesine neden olduğu ortaya çıktı.
4 Aralık Cumartesi günü Başbakan Erdoğan'ın rektörlerle yaptığı toplantıyı protesto etmek amacıyla yapılan eylemler sırasında, çevik kuvvet ekiplerinin tekmelerle hamile bir kadın öğrencinin karnındaki bebeği öldürdüğü ortaya çıktı.
Bayan öğrenci dehşet verici olayı ''Polislere ‘vurmayın hamileyim’ dememe rağmen karnıma tekme ve coplarla vurdular'' sözleri ile anlattı.
Fırat Haber Ajansı'nın haberine göre, Kabataş'ta Genç-Sen, EHP, SDP ve TÖP üyeleri tarafından yapılan eyleme yapılan vahşi polis saldırısı sırasında, çevik kuvvet polisi, hamile bir kadın öğrencinin karnına, kadın öğrencinin hamile olduğunu söylemesine rağmen, tekmelerle saldırdı.
Ağır yaralanan öğrenci Taksim İlkyardım Hastanesi'ne kaldırıldı ancak karnındaki bebek kurtarılamadı.
Kadın öğrenci saldırıyı Fırat Haber Ajansı'na anlattı:
"O gün Dolmabahçe’ye yürümek üzere Kabataş’ta toplandık. Daha yürüyüşe geçmemiştik ki, çevik kuvvet kitleyi zorla kaldırıma iteklemeye başladı. Ancak, izinli bir yürüyüş olduğundan ve bizden önce başbakan ve rektörler arasında yapılan ilk toplantıyı protesto edenlere müdahale edilmediği için böyle bir saldırı olacağını hiç aklımızdan geçmedi.