türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 2010 Pazar

Tenis zengin sporu mu?


Amatör spor olarak olimpiyatlarda yer alsa da, henüz köklerinin uzandığı İngiliz aristokrasisinin elitist ruhundan sıyrılamayan bir spor dalı: Tenis…
Türkiye’de son dönem “Türk sporcularının başarısı” altında sık sık gündeme getirilen tenis sporu Türkiye’de yaygın olmaması tesadüf değil. Tenisi anlamak ve neden toplumsallaşmadığını öğrenmek için tarihine ve gelişimine bakmak gerek. Tenisin İngiliz kraliyet ailesinde gelişim bulduğu noktasında tüm otoriteler hemfikir. 12. yüzyılda Fransız ve İngiliz asilzadeleri betonla örülmüş dört duvar içinde bir fileyi kullanarak çıplak ellerle oynamaya başlar tenisi, o günkü adıyla kraliyet kortlarında. Oyuncular daha sonra topun ağırlaşmasıyla eldiven ve en son olarak raketleri kullanmaya başlar.
Türkiye’de ise 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Avrupalı elçiler aracılığıyla yer bulur tenis. 1923 yılında Tenis Federasyonu’nun kurulmasıyla daha da profesyonelleşir. Gelişim gösterdiği sınıfın özelliklerini pek kaybetmediği için olsa gerek tenis zengin sporu olarak görülür. Peki gerçekten Tenis zengin sporu mu?
Bu konuyla ilgili üzerinde durulması gereken iki temel nokta var: Seyirci ve maddi destek.

11 Aralık 2010 Cumartesi

BARİ CAMİDE BUNU YAPMAYIN

Her ramazanda, her cuma ya da her dinsel bayramda TV’lerde haber izlerken şaşırıyoruz. Cami önlerinde dizi dizi kırmızı-siyah plakalı arabalar… Devletin en tepe noktasından aşağılara doğru küçülen plakalarıyla yönetenlerimiz (ya da yönetmeye aday politikacılarımız), namazını “eda etmek” için camiye gidiyor. Gitsinler. Keşke bu onların bileceği iş, diyebilseydik. Evet, burası laik bir ülke; kimse kimseye “Camiye gitme, oruç tutma, namaz kılma” diyemez. Ancak kimse de inancı, abur cubur yer gibi kullanamaz.
Bir cuma günü yolumuz kesilince bir büyüğün o semtteki camiye geldiğini anlıyoruz; yaşlı kadın, bir duvara yaslanıp namaz bitene dek orada bekleyeceğini söylüyor. Geldiği yolu gerisin geri dönmeyi göze alamıyor; polise ayaklarını gösteriyor. “Ayağım, bacağım tutmuyor, hastayım” diyor.

HOCALARIN HOCASINDAN "HOCA"YA DERS

Türk ulusuna yapılan en büyük saldırı, Onu, Atatürk’ün sağladığı çok yönlü kazanımlarından yoksun kılmaya yönelik dış ve iç sömürgeci saldırıdır.
Şimdi de bir “Yeni Osmanlı Milletler Topluluğu” diye, cahil bırakılmış kesimleri uyutmaya yönelik eski bir aldatma yeniden ısıtılmış gidiyor ve Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası politikası, bu cehalet sömürüsünün boyunduruğuna sokulup, ulus ve devlet olarak aynı zamanda hem içerde, hem de dışarıda korkunç tehlikelere sürüklenmemize çalışılıyor.
“Gazze’ye yardım” adı altında ulus ve devletimize yaşatılan “Mavi Marmara gemisi faciası”, gören gözler için, bunun açık bir göstergesidir.

İRAN VENEZUELA'YA FÜZE Mİ YERLEŞTİRECEK

Alman günlük Die Welt gazetesinin 25 Kasım 2010 tarihli haberine göre, İran Venezuela topraklarına orta-menzilli füze yerleştirmeyi planlıyor (1). Makaleye göre anlaşma, 19 Ekim 2010 tarihinde Venezuela başkanı Hugo Chavez’in Tahran’a ziyareti sırasında imzalandı. Daha önce açıklanmayan anlaşma, Venezuela’da askeri zeminde ortaklaşa operasyonlar yanında karadan-karaya kontrollü füzelerin geliştirilmesini de mümkün kılıyor. Die Welt’e göre Venezuela, İran füze subayları, İran Devrim Muhafız askerleri ve Venezuela füze subayları tarafından idare edilen bir askeri üs kurmak için İran’la anlaşmaya vardı. Anlaşma, acil bir durum olasılığına karşı İran’a füzelerin kullanılması iznini de vermekte.

10 Aralık 2010 Cuma

KIBRIS HAKKINDA YANLIŞ BİLİNENLER

Kıbrıs sorunu hala Türkiye'nin uluslararası platformda en büyük problemi olmayı sürdürüyor. Özellikle AB üyeliği konusunda kararlı olduğunu iddia eden AKP iktidarı bu yoldaki başlıca engellerden birini teşkil eden Kıbrıs sorunu için alternatif politika üretemiyor.
İktidarın Kıbrıs politikalarını eleştirme hakkımı saklı tutarak Kıbrıs Türk’ünün bir buçuk asırlık mücadelesinin ihmal edilen ve yeterince bilinmeyen tarihinden satırbaşları vererek konuya daha derin bir perspektif katalım.
Maalesef Kıbrıs Türk yönetimleri bu süreci yeni nesillere anlatamamış ve hem Kıbrıs Türk’ü hem de Türkiye haklı davasında haksız duruma düşmüştür. Peki, yapılması gereken ne idi? Öncellikle Kıbrıs Türk toplumunun özgürlük mücadelesinin Osmanlı'nın adadan çekildiği 1878 yılında başladığı ve gerek yerel, gerekse uluslararası koşullara göre evrilerek bugünlere kadar geldiği anlatılmalı idi.
Örneğin ada dışında yaşayan Kıbrıslı Türkler’in, adada yaşayan Türkler’den daha fazla olduğunu bugün Türkiye’de kaç kişi bilir?

7 Aralık 2010 Salı

DİKTATÖR MÜSÜNÜZ?

DSP İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı Kenan Evren’e benzeterek “diktatör” olup olmadığını sordu. Yağız’ın gündeminde Başbakan’ı protesto eden öğrencilerin yediği dayak vardı.

Süleyman Yağız, Başbakan’a şöyle seslendi:

Tarih, 4 Aralık 2010… Geçen hafta olduğu gibi öğrenciler, bu kez de rektörlerle buluşmanızı protesto etmek istiyor. Bu amaçla bir grup öğrenci İstanbul Kabataş tramvay durağında toplanıyor. Ancak öğrencilerin Başbakanlık Ofisi’nin de bulunduğu Dolmabahçe Sarayı’na doğru yürümeleri polisin biber gazı, tekme, yumruk ve coplarıyla engelleniyor. Bu sırada bazı öğrenciler yerlerde sürükleniyor. Polis tam bir şiddet uyguluyor.

KILIÇDAROĞLU ERDOĞAN’LA TV’YE ÇIKARSA BU BELGELERİ İSTEYECEK

Wikileaks depreminin merkez üssü Türkiye. Başbakan ise, yazanları “alçak, ahlaksız” ilan etti bile. Mademki, herkes iddiasını ispatla mükelleftir, Sayın Başbakanı ispata çağırıyoruz. Tabii, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun da hazırlığını yaptığı konularla ilgili çok belge de getirmesi gerekiyor... İşte onlar...
DÜNYAYI ayağa kaldıran Wikileaks belgelerinde asıl darbeyi Türkiye yedi.
Darbenin şiddetli olmasının nedeni, ABD belgelerine göre en yumuşak karnımızın AKP Hükümeti olduğunun ortaya çıkmasıdır. Yani yumruk üstten geliyor.
Hal böyleyken, Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan çıktı, olayları ortaya çıkanları, yazanları, yayınlayanları, “alçak, ahlaksız” ilan ediverdi.

6 Aralık 2010 Pazartesi

TÜRKİYE İRAN’A RAKİP

13 Kasım 2009 tarihinde ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’nden Washington’a gönderilen 09BAGHDAD2992 kodlu gizli belgede, Türkiye ile ilgili özetle şunlar yazıyor:
İran, Irak pazarında önemli bir pay sahibi. Diğer sanayileşmiş ülkeler için çok çekici olmayan ve kolayca da başvuramadıkları bu pazara, İran çok kolayca, coğrafi yakınlığı nedeniyle de girebiliyor. Türkiye burada İran’a rakip bir ekonomik güç olarak duruyor. Özellikle Kuzey Irak’ta Türkiye bu rolde görünüyor.

2 Aralık 2010 Perşembe

ALİYEV TÜRKİYE'YE BUNU YAPAMAZ

Wikileaks tarafından yayımlanan belgelerin sayısı arttıkça yarattığı tartışmalar da artıyor.
Bugün yayınlanan, 18/09/2009 tarihli ABD Bakü büyükelçiliğinden Washington'a giden 'dışarıda Michael, içerde Sonny' başlıklı Godfather örneği üzerinden İlham Aliyev Azerbeycan'ını açıklayan Donald Lu, raporunun 7.maddesinde Türkiye-Ermenistan görüşmeleri karşısında Aliyev'in tutumunu değerlendiriyor.
Belgenin başlığından da anlaşılacağı üzere,Lu belgenin tamamında Aliyev'i iç politikada sertlik yanlısı olarak nitelerken dış politikada bunun tersi bir konum aldığını ve bu dış politika tarzının ABD'nin bölge politikaları için faydalı olmakla beraber elverişli bir ortam sunduğunu da iletiyor.

ABD’NİN İRAN-TÜRKİYE-VENEZÜELLA ÜÇGENİNDE BOMBA PANİĞİ

Wikileaks’in yeni yayınladığı 09STATE28302 numaralı belgede, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Ankara’daki ABD Büyükelçiliği’ne geçtiği notlar yer alıyor. 24 Mart 2009 tarihinde hazırlanan belgede özetle şunlar yazıyor:

Venezüellalı yetkililer, Mayıs 2009’da İran’dan Türkiye aracılığıyla, İnsansız Hava Araçları (İHA) taşımayı planlanlıyor. Mart başlarında, Venezüellalı yetkililer aletlerin elektronik donanım olarak etiketlenip karayoluyla İran’dan Türkiye’ye getirilebileceğini tasarlamışlar. Türkiye’den ise bir yük gemisine konularak Venezüella’ya getirilecek.

1 Aralık 2010 Çarşamba

“BÜYÜK ABİ” EMRETTİ… (16)

Dinler Arası Diyalog Projesi’nin saçtığı tohumlar, Eşbaşbakan Erdoğan tarafından öyle cömertçe gübrelenmiştir ki, baldıranın zehirli kökleri Sümela Manastırı’nda duvarlara tutunmaya başlamıştır. Hem öylesine bir tutunuş ki, bu zehirli bitkiyi oradan söküp atmak artık çok zordur.
15 Ağustos’ta Sümela’da yapılan ayinle bir hortlak diriltilmiş, Pontus Rum Devleti, turizmin getireceği para uğruna ayağa kaldırılmıştır. Onların anlayışına göre söz konusu paraysa vatanın adı geçmez. Vatan teferruattır… Hatta teferruatın bile ötesindedir.

SARKOZY’Yİ TÜRKİYE KONUSUNDA İKNA EDİN


Wikileaks yeni belgeler yayınlamaya devam ediyor.
İşte 07PARIS1844 kodlu, 10 Mayıs 2007 tarihinde Paris Amerikan Elçiliğinden gönderilen belgenin içeriğinden göze çarpanlar:
Sarkozy Fransa’da henüz Cumhurbaşkanı seçilmiş; bir hafta içinde Amerikan Dışişleri Bakanı’nın Fransa’ya yapacağı ziyaret öncesi merkeze Sarkozy ve beklenen dış politika tercihleri hakkında bilgi veriliyor.
Ayrıca belgede; Sarkozy dış politikadan pek anlamayan, daha çok iç politikaya dönük bilgisi kuvvetli bir devlet adamı olarak tanımlanıyor; oldukça zayıf bir İngilizcesi olduğu not ediliyor…
Belgeye göre pro-Amerikan ve pro-İsrailci olarak tanımlanan Sarkozy’nin dış politikası üç başlıkta toplanabilir:

NEDEN EN ÇOK BELGE TÜRKİYE’DEN ÇIKTI?

Amerikan diplomatlarının bulunduğu ülkelerle ilgili merkeze yolladığı haberleşmeleri 250 bin sayfalık belge olarak bölümler halinde Wikileaks adlı web sayfası tarafından yayınlanması ABD dış politikasının kirli çamaşırlarının açığa çıkmasını sağladı. Bu belgeler aslında ABD dünyayı nasıl izlediğini ve bu konuda bütün dünyanın nasıl vurdum duymaz ve safça davrandığını da ortaya koyuyor. Bu vurdum duymaz davranan ülkelerin başında da Amerikan istihbarat elaman ve kurumlarının rahatlıkla cirit attığı Türkiye var.
ABD HERKESİ İZLİYOR
Dünyanın en büyük kulağı diye bilinen örgüt ABD’nin Ulusal Güvenlik Ajansı’dır (National Security Agency (NSA) İnsanları tek merkezden kontrol etmenin diğer kolay yolu uzay hâkimiyetini ele geçirmektir.
Uzaydaki uydular bu konuda en büyük teknolojik güçtür. Uzayda yerleştirilmiş uydu (satellite) sayesinde yeryüzünde istenilen telefon, fax, elektronik haberleşmeleri dinlenmesini sağlayan Echelon diye bir sistemi Amerikalılar uzun yıllardan beri varlığını saklayarak kullanmaktaydılar.

ABD ÇALIYOR, AB OYNUYOR… - Galip Salcı

Devletin “hazine”sini yöneten Müsteşarlıktan [her nasılsa] yapılan bir açıklamaya göre;

-         Türkiye’nin dış borç stoku, Dolar kurundaki her BEŞ KURUŞLUK artışta tam 4.5 MİLYAR TL’lik bir büyümeye neden oluyormuş…
Yani, Dolar kuru BEŞ KURUŞ arttı diyelim.
Türkiye’nin dış borcu, 4.5 MİLYAR TL fazlalaşıyor...
Siz şimdi bu borcun altından nasıl kalkılacak, yabancı tefecilere karşı namusumuz nasıl temizlenecek gibisinden [yerli/yersiz ve aslında gereksiz] kaygılarınızı bir kenara koyun... Ve şöyle soğukkanlılıkla bir düşünün:
-         Türkiye, hangi nitelikteki bir borç batağına, nasıl bir mekanizma içinde ve nasıl çok bilinmeyenli bir denklemle bağlanmış bir durumdadır?..
Verin bu sorunun yanıtını ve ardından bu ülkeyi bu mekanizmaların içine ustaca sokanların cibilliyetlerini sorgulayın…
İşte Türkiye’nin temel sorunu bu denklemin altındadır…